Dokunmanın Gücü

yazar KOÇ

İnsan ilişkilerinde çoğu şey konuşmadan olur. Hatta işin doğrusu şu: Konuşarak ilerlediğini sandığın birçok durumda asıl mesaj çoktan verilmiştir. Bir bakış, bir duruş, küçük bir temas… Bazen tek bir dokunuş, dakikalarca kurulan cümlelerden daha fazla şey anlatır.

Bunu yakın zamanda bizzat deneyimledim. Esmer, enerjisi yüksek bir kadınla tanıştım. Tanışıklık kısa sürede sıcak bir bağa dönüştü. Her karşılaşmamızda koluma giriyor, sözde masum bahanelerle elime, bileğime dokunuyordu. Dışarıdan bakan biri “samimi” der geçerdi ama işin aslı şuydu: İletişim çoktan fiziksel bir seviyeye taşınmıştı.

Dokunmak, kelimelerden güçlüdür. Ne kadar doğru cümleler kurarsan kur, tek bir temasın verdiği hissi veremezsin. Bunun sebebi gayet basit: Dokunma, doğrudan bedene hitap eder. Hormonları, refleksleri, bilinçdışı tepkileri devreye sokar. Ben buna “çiftleşme öncesi dans” diyorum. Her şey farkında olmadan, doğal bir akışla ilerler.

Doğru Dokunuş Diye Bir Şey Var mı?

Var… ama aynı zamanda yok.

Şöyle anlatayım: Ezbere formüller işe yaramaz. “Şurada dokun, burada dur” tarzı reçeteler seni robot gibi gösterir. Doğru dokunuş hisle olur. Anı okuyabiliyorsan, karşı tarafın verdiği küçük sinyalleri yakalayabiliyorsan genelde doğruyu yaparsın.

Ama şu hatalar her şeyi mahveder:
– Zamansız temas
– Çekingenlik
– Tereddüt
– Onay bekleyen el hareketleri

Özgüven burada kilit noktadır. Elini bir kadının omzuna koyarken içinde “acaba?” varsa, o his karşı tarafa geçer. İnsanlar sandığından çok daha iyi hisseder. Bedensel iletişimde kararsızlık, doğrudan iticidir.

Bir gün şöyle dedim:
“Şimdi elimi omzuna atsam kızarsın.”

Cümle aslında bir testti. Ama esas farkı yaratan şey şu oldu: Cümle biter bitmez, hiç duraksamadan elimi omzuna koydum.

Cevap netti:
“Hayır, tabii ki.”

O an zaten sınır çoktan açılmıştı. Devamı kendiliğinden geldi. Sarılma, yakınlaşma… Geri kalan kısmı anlatmaya gerek yok. Anlayan anladı.

Bir Kadını Senden En Hızlı Soğutan Şey

Çekiciliğin en büyük düşmanı pasifliktir.

Her şeyin kontrolünü karşı tarafa bıraktığında “iyi çocuk” olduğunu sanırsın ama aslında görünmez olursun. Şunları düşün:
– Gideceğiniz yeri onun seçmesi
– Her hareketten önce izin istemek
– İlk teması onun başlatmasını beklemek
– Sürekli “iyi misin, eğleniyor musun?” diye sormak
– “Ne zaman tekrar görüşürüz?” baskısı

Bunların tamamı seni pasif konuma iter. Kadınlar yönlendiren, karar alan, duruşu olan erkeklerden hoşlanır. Bu kaba olmak demek değildir. Liderlik, sakin bir netliktir.

Bir kadından bir şey isteme; yönlendir.
“Numaranı verir misin?” demekle
“Numaranı versene” demek arasında dağlar kadar fark vardır.

Kontrol sende olmalı. Bu kontrol baskı değil, akıştır.

Ayrılıklar, Eski Sevgili ve Gerçekler

Ayrılıklar can yakar, bu doğru. Ama şu gerçeği kabullenmek gerekir: Bir kez bittiyse, hiçbir şey eskisi gibi olmaz. Kırılmış bir vazo gibidir. Yapıştırırsın ama çatlak hep oradadır.

Eski sevgilinin peşinden koşmak seni güçlü göstermez. Aksine, değeri düşürür. Harcayacağın enerjiyle hayatına yeni insanlar katabilirsin.

“Peki geri dönmek istiyorsam?” diyorsan, tek bir yol var: Yokluk ve dönüşüm.

Uzun süre hiç görüşme.
Bu sürede kendini değiştir:
– Fiziksel olarak toparlan
– Giyim tarzını güncelle
– Sosyal çevreni genişlet
– Hayatına hareket kat

Ona artık merkezde olmadığını göster. İnsanlar kaybettiklerinin değerini yoklukta anlar.

Sonuç: Asıl Mesele Ne?

Kadınlar konusunda yaşanan sorunların çoğu yanlış yerden aranır. Problem “çok iyi olmak” değildir. Problem çekiciliği kaybetmektir.

Şunları unutma:
– Eziklik iticidir
– Tahmin edilebilirlik öldürücüdür
– Sıkıcılık ilişkinin mezar taşıdır

Çekicilik; duruş, özgüven, liderlik, sınır koyabilme ve özgürlükle ilgilidir.

Erkek önce kendi hayatını yaşar.
Kadınlar bu hayata eşlik eder.

Denge burada kurulur.

Saygılar ve Görüşmek üzere…

 

Diğer yazılarımıza göz atın