İlk adımı atacağın anı hatırla. Kalbin göğsünü yumruklar gibi atar, avuç içlerin terler, beynin sanki seninle dalga geçer. Daha bir şey olmadan, henüz tek kelime etmemişken, kafandaki ses konuşmaya başlar:
“Saçmalama.”
“Rezalet olacak.”
“Reddedileceksin.”
İlginç olan şu: Bu ses çoğu zaman senin düşmanın değildir. Ama sen onu yanlış tanırsın.
Yıllar önce yaşadığım bir an, bunu çok net anlatır. Lisede, alt sınıftan bir kızdan hoşlanıyordum. Arkadaşlarımın klasik gazıyla “Hadi git konuş” noktasına gelmiştik. Sınıftan çıktım, o da koridordaydı. Onu gördüğüm an kalp atışlarımı gerçekten duydum. Sanki herkes susmuş, sadece kalbim konuşuyordu.
Yürümeye başladım. Her adımda vücut biraz daha isyan ediyordu. Ellerim titriyor, boğazım kuruyordu. Birkaç adım kala kafamdaki ses net bir emir verdi:
“Yapamayacaksın.”
Bir anda okul tuvaletindeydim. Aynaya baktım. Yüzüm domates gibi kızarmıştı. Dakikalarca yüzüme su çarptım. Sonra aynadaki adama baktım ve şunu söyledim:
“Dönüş yok.”
Geri döndüm, arkadaşlarının yanına gittim, adını söyledim. Duymazdan geldi. İkinci kez söyledim. Yine yok. Etrafımdaki herkes bana bakıyordu. Utanç, sıcak bir dalga gibi üzerime çöktü. Sonunda biri araya girdi. Tenha bir yere geçtik. İlk kez çıkma teklifi ettim. Cevap netti: Hayır.
Peki bu hikâye neden önemli?
Çünkü o gün yaşadığım şey “utangaçlık” değildi. “Yaklaşma korkusu” hiç değildi. Asıl mesele belirsizlikti. Sonucu bilmemek. Reddedilme ihtimali. Kontrol edemediğin o ihtimal, kafandaki sesi açıyor.
İnsan beyni belirsizlikten nefret eder. Çünkü belirsizlik, eski zamanlarda tehlikeydi. Kabile düzeninde yaşarken dışlanmak ölüm demekti. Bir kadına yaklaşmak, reddedilmek ve bunun yayılması; hayatta kalma ihtimalini düşürürdü. Beyin bunu hâlâ hatırlıyor.
Sorun şu: Dünya değişti, ama yazılım güncellenmedi.
Bugün reddedilmek; aç kalmak, dışlanmak ya da yok olmak anlamına gelmiyor. Ama kafandaki ses hâlâ seni “koruduğunu” sanıyor. O yüzden seni durdurmaya çalışıyor.
Bu sesi susturmanın yolu savaşmak değildir. Onu bastırmaya çalıştıkça daha da yükselir. Asıl çözüm gözlemlemektir.
Kafandaki ses konuşsun. Sen dinle ama inanma. Bir düşünce geldiğinde “Bu sadece bir düşünce” de. Yorum katma. Nehirden geçen bir yaprak gibi geçip gitsin.
İkinci güçlü araç nefes. Nefese odaklandığında zihnin içten dışa yönelir. İç monolog yavaşlar. Heyecan düşer. Vücut sakinleşir. Kontrol geri gelir.
Cesaret, korkunun yokluğu değildir. Cesaret, korku varken hareket edebilmektir.
Bir dahaki sefere o ses konuştuğunda şunu hatırla:
O senin düşmanın değil. Sadece zamanı geçmiş bir bekçi.
Saygılar…
