İnsan dediğin çok karmaşık bir canlı değil aslında. Birinden hoşlanıyorsun, ona yaklaşmanın bir yolunu arıyorsun. Kimi kitap okuyor, kimi konuşacak konu kasıyor, kimi “kendimi geliştireyim” diye gaza geliyor. Bunların hiçbiri yanlış değil. Hatta tam tersi, karşındaki kişiyi ciddiye aldığını gösteriyor. Sorun niyette değil, o niyetin çok erken ve çok yoğun biçimde ortaya dökülmesinde başlıyor.
Çoğu erkek daha işin başında kaybetme korkusunu ele veriyor. Mesaj gelir gelmez cevap, günün her boşluğunu ona ayırma, ufak bir geri çekilmede içten içe panik… Hepsi iyi niyetli şeyler ama garip bir şekilde ters tepiyor. Çünkü çekicilik “çok istemekle” oluşmuyor. Dengeyle oluşuyor. Bunu genelde çok geç fark ediyor insanlar.
En kritik hata şu: Karşı taraf seni daha doğru düzgün tanımıyorken ona psikolojik bir üstünlük vermek. Bu üstünlük parayla falan olmuyor. Davranışla oluyor. Daha doğrusu korkuyla oluyor. “Seni kaybetmekten korkuyorum” cümlesini kurmasan bile, yaptıkların bunu söylüyor zaten. O anda fark etmeden karşındakini kafanda bir yere oturtuyorsun. Tahta. Ve tahtta oturan biriyle eşit ilişki olmuyor. Orada ya hayran var ya da yalvaran.
Bir de bize küçükken öğretilen bir şey var: “Ne kadar çok değer verirsen, o kadar değer görürsün.” Bu bazı ilişkilerde çalışıyor, doğru. Ailede, arkadaşlıkta, uzun vadede… Ama kadın-erkek ilişkisinin başında çoğu zaman çalışmıyor. Özellikle çekici bir kadın söz konusuysa. Çünkü o kadın zaten hayatı boyunca ilgi görmüş. İlgi onun için özel bir şey değil. Normal.
Burada fark yaratan şey ilginin miktarı değil, şekli. Sürekli ulaşılabilir olmak, her şeye anında koşmak, her mesajı merkeze koymak seni özel yapmıyor. Tam tersine, kalabalığın içine atıyor. Çekicilik “ulaşılamaz numarası” yapmak değil. Gerçekten dolu bir hayatının olması.
O yüzden ilk mesele net: Gerçekten meşgul ol. Meşgul gibi davranmak olmuyor, sırıtıyor. İnsanlar bunu hissediyor. Gerçek meşguliyet sessiz bir özgüven yaratıyor. Spor yapan, üreten, çalışan, sosyal çevresi olan biri zaten sürekli hazır beklemiyor. Çünkü hayatında tek merkez yok.
Bir diğer nokta da her isteği ilk anda yerine getirmemek. Bu oyun değil. Ceza hiç değil. Bu sınır meselesi. Psikoloji çok basit bir şey söylüyor burada: İnsan emek verdiği şeye bağlanıyor. Kolay gelene değil.
Bu aşamada pek çok erkek tökezliyor. Beklemediği bir tepki aldığında hemen durumu kurtarmaya çalışıyor. Uzun uzun açıklıyor, geri adım atıyor, gereksiz özürler… Halbuki yapılması gereken şey çoğu zaman hiçbir şey yapmamak. Sakin kalmak. Çekicilik panikte eriyor, sakinlikte güçleniyor.
Mesele oyun oynamak değil. Mesele kendini merkeze koyabilmek. Hoşlandığın kadını hayatının tamamı yapmadığında, sadece güzel bir parçası olarak gördüğünde korku azalıyor. Doğallık artıyor. Ve garip ama gerçek: Korkmadığın şey seni daha az terk ediyor.
Saygılar..
