Kadın–erkek iletişiminde bence en çok yapılan hata şu: sohbeti sanki iyi gitmesi gereken bir şeymiş gibi görmek. Halbuki kimse sınavda değil. Ne doğru cevap var ne yanlış. Bir mülakat hiç değil zaten. Sohbet dediğin şey, iki kişinin aynı tempoya girip giremeyeceğini anlamaya çalışması gibi. Yan yana yürüyorsun, adımlar tutuyor mu tutmuyor mu, mesele bu.
İlk temas kuruluyor ya… O anda çoğu erkeğin kafasında tek bir soru dönmeye başlıyor: “E şimdi ne konuşacağım?” Aslında bu soru daha baştan sohbetin boğazını sıkıyor. Çünkü amaç etkilemek değil. Akış yakalamak. Etkileme dediğin şey, zaten o akış tutarsa kendiliğinden oluyor.
En doğal yol şu üçlüden geçiyor: gör, yorumla, biraz aç. İçinde bulunulan ortam olur, o an yaşanan ufak bir şey olur, karşı tarafla ilgili küçük bir detay olur… Bir şey fark edersin. Onun üzerine minicik bir yorum yaparsın. Bu, “ben buradayım” demektir. Sonra o yorumu azıcık genişletirsin. İşte sohbet dediğin şey genelde böyle başlıyor zaten.
Sürekli soru sormak çok yaygın bir hata. Arka arkaya gelen sorular bir süre sonra sorguya dönüşüyor. Karşı taraf da ister istemez kasılıyor. Onun yerine bir soru sorup gelen cevaba kısa bir yorum eklemek, hatta kendinden ufak bir parça katmak çok daha rahat bir hava yaratıyor. Böyle olunca sohbet tek taraflı gitmiyor.
Bir de aşırı açıklama meselesi var. Neden yanına gelindiğini anlatmak, normalde böyle biri olunmadığını uzun uzun izah etmek… Bunlar farkında olmadan savunmaya geçmek oluyor , oysa ortada savunulacak bir şey yok. Aynı şekilde aşırı övgü de işi bozuyor. Daha ilk dakikada kurulan bu dengesizlik, ileride mutlaka hissediliyor.
Karşı taraf bazen mesafeli olabilir. Kısa cevaplar verebilir, temkinli durabilir. Çoğu zaman bunun seninle ilgisi bile yoktur. O noktada rahat kalabilen erkek ortamı da rahatlatır. Tepkilere göre şekilden şekle girmek yerine, kendi hâlini korumak çok daha sağlam bir duruştur.
Sohbetin ne zaman bitmesi gerektiğini bilmek de ayrı bir mesele. Enerji hâlâ yukarıdayken yapılan bir çıkış, akılda kalır. Gereğinden fazla uzadığında ise hava düşer. Kısa, net bir vedalaşma şunu gösterir: “Hayatım bu anla sınırlı değil.”
Numara alma konusu da genelde fazla büyütülüyor. Bunu bir hedef gibi görmek işleri gereksiz geriyor. Akış varsa zaten kendiliğinden gelir. Olmadığında da bunu olgunlukla karşılamak, erkeğin duruşundan bir şey eksiltmez. Tam tersine, karakteri daha net ortaya koyar.
Yani demem o ki sohbet kurtarılacak bir şey değil. Zorlamadığında, yönlendirmeye çalışmadığında, akmasına izin verdiğinde hem daha rahat oluyorsun hem de daha çekici. Çünkü gerçek çekicilik kontrol etme çabasından çıkmıyor; rahatlıktan çıkıyor.
Saygılar…
