Üniversiteye başladığım gün kendimi kalabalığın ortasında yapayalnız hissetmiştim. Herkes bir yerlere dağılmış, gruplar kurulmuş, kahkahalar havada uçuşuyordu. Ben ise sırt çantamı omzuma asmış, nereye koyacağımı bilmediğim ellerimle ortalıkta dolanıyordum. İçimde bir sıkışma vardı. Sanki herkes benden bir adım öndeydi.
İnsanlarla konuşmak istiyordum ama konuşamıyordum. Dilim tutuluyor, aklıma bir şey gelmiyordu. Özellikle kızlarla. Göz göze gelince bakışımı kaçırıyordum. Sanki bir suç işlemişim gibi.
Günler böyle geçti. Yemekhaneye yalnız girdim, yalnız çıktım. Kantinde oturacak yer bulsam bile masaya tek başıma oturdum. Akşam yurda dönerken “Bugün de kimseyle yakınlaşamadım” diye söyleniyordum kendi kendime.
Derken bir gün, okul bahçesinde yürürken onu gördüm. Zaman yavaşladı. Sesler kısıldı. Kalbim göğsüme sığmadı. Kız yürüyordu ama bana sanki sahne kurulmuş gibiydi. Saçları rüzgârla hafifçe savruluyor, adımları kendinden emindi. O an içimde bir şey koptu.
Tanışmam gerekiyordu. Ama nasıl?
Eve gittim. Yatağa uzandım. Tavana baktım. “Yarın görmezsem?” diye düşündüm. Uykum kaçtı. Ertesi gün okulda gözüm hep onu aradı. Yoktu. İçim sıkıldı. Sonra dedim ki: “Ben bu hâlimle nereye kadar?”
O gün karar verdim. Araştırmaya başladım. Okudum. Denedim. Konuştum. Bazen rezil oldum. Bazen kısa sohbetler yaptım. Küçük adımlar attım. Her konuşma sonrası biraz daha rahatladım.
Aylar geçti.
Bir gün öğrenci işlerine uğradım. İçeri girerken kalbim yine hızlandı. Masalardan birinde oturuyordu. Aynı kız. Zaman yine durdu. Bu sefer kaçmadım. İçimde korku vardı ama ona rağmen yürüdüm.
Yanındaki sandalyeye oturdum. O da bana baktı. Gülümsedi. İşte o an anladım: Korku geçmeden cesaret olmazmış.
“Merhaba,” dedim. Sesim sandığımdan daha düzgündü.
Bir bahane uydurdum. Belge sordum. Yardım etti. Teşekkür ettim. Gişeye gittim. Döndüğümde hâlâ oradaydı. İçimden “Gitmesin” diye geçirdim. Gitmemişti.
Biraz konuştuk. Gülüştük. Sonra bir laf ettim. Kahve teklif ettim. Gözlerimin içine baktı. “Olur,” dedi.
İşte o an, aylarca kafamda büyüttüğüm şeyin aslında bir masanın kenarında bittiğini fark ettim. Numara vermedi. Dert etmedim. İki gün sonra karşılaştık. Bu sefer verdi.
Sonrası aktı gitti. Sahil, ay ışığı, sessiz yürüyüşler… Ama asıl kazandığım şey kız değildi. Kendime attığım adımdı.
O gün şunu öğrendim: Hayat, cesareti erteleyenleri affetmiyor.
Korkarak yürürsen de yol aynı.
Kaçarak durursan da zaman geçiyor.
Ben artık kaçmıyorum. Size de kaçmamayı şiddetle tavsiye ediyorum.
