Hayatta bazı anlar vardır, dışarıdan bakıldığında önemsiz gibi görünür ama bir insanın zihninde büyük bir kapıyı aralar. İnanır mısınız benim için bu anlardan biri, sıradan bir dolmuş yolculuğunda yaşandı.
Yoğun bir iş gününün ardından eve dönüyordum. Dolmuş yavaş yavaş dolarken yanıma bir kadın oturdu. Günlük hayatın koşturması içinde, kimsenin kimseye pek dikkat etmediği anlardan biriydi. Ta ki küçük bir gerilim ortaya çıkana kadar.
Kadın parasını uzattı, fakat şoför kadına para üstünü vermedi. Neden vermediği sorulduğunda ise verdiği paranın yırtık olduğunu iddia etti. Kadın ne diyeceğini bilemedi. Sesi kısıldı, bedeni gerildi. O an şunu fark ettim; sorun para değildi, sorun kadının kafasındaki acabaydı.
İnsanlar kriz anlarında ikiye ayrılır: Donup kalanlar ve durumu yönetenler. Ben de durumu yöneten olmak istedim o an. Hafif bir ses tonuyla, paranın yırtık olmadığını söyledim. Ne bağırdım ne de suçladım. Sadece net oldum. Şoförün işi uzatmasına izin vermeden konunun kapanmasını sağladım.
O an bir “kahramanlık” yaşanmadı. Kimse alkışlamadı. Ama yanımdaki kadının omuzlarının gevşediğini, nefesinin rahatladığını gördüm. İşte tam olarak o anda, onun gözünde “labirentten çıkan adam” olmuştum.
Bu hikâye bana şunu öğretti; Kadınların büyük jestler ve abartılı laflardan o kadar etkilenmiyordu, asıl etki, küçük anlarda ortaya çıkan duruşun ta kendisiydi. Kriz karşısında sakin kalabilmek, belirsizlikte kontrolü ele almak, çözüm üretmek…
Bu özellikler dış görünüşle alakalı şeyler değildir. Ne pahalı bir arabaya ihtiyacınız var ne de gösterişli bir hayata… Esas mesela zihinsel hazırlıkta yatıyor. Hayatla kavga etmeyen, ama hayatın karşısında da ezilmeyen bir duruş…
Sık sık erkek tarafının “nasıl daha çok beğenilirim?” sorusunu sorduğuna şahit oluyorum. Bence asıl sorulması gereken “zor bir anda nasıl biri olurum?” olmalıdır. Çünkü güven duygusu, ancak bu anlarda gerçek anlamda hissedilir.
Kadınla aramızdaki sohbet o gün devam etti. Sonrası kendiliğinden gelişti. Bu hikâyenin mutlu sonla bitmesi önemli değil. Önemli olan, o küçük anın bana öğrettiği gerçekti. Yönetebilme becerisi bir erkekte bulunması gereken bir beceridir.
Hayatta herkes bir labirente girer. Kimileri orada kaybolur, kimileri yol bulur. Kadınlar çoğu zaman yanında labirentten çıkabilecek bir adam isterler. Bu güç, hem kendini hem yanındakini koruyabilmek içindir.
Ve işin güzel tarafı şudur: Bu beceri doğuştan gelmez. İnşa edilir. Adım adım, deneyerek, düşerek ve öğrenerek…
