Çekim, Hayatının Direksiyonunu Bırakmayan Erkektedir

yazar KOÇ

Adam masadan kalktığında içinde garip ama tanıdık bir dinginlik vardı. Telefonuna uzanıp ne yazacağını düşünmedi. “Acaba yeterince iyi miydim?” diye kendi kendini yemedi. Buluşma güzeldi; sohbet kendiliğinden akmış, gülmüşlerdi. Ama asıl önemli olan şuydu: Kendini kaybetmemişti.

Çoğu erkek için mesele tam da burada başlar. İlk buluşma biter bitmez, daha ortada bir şey yokken ilişkiyi kafasında büyütür. Henüz yaşanmamış sahneler yazılır, beklentiler şişer. Oysa sağlıklı bir başlangıçta insan şunu bilir: Daha yolun başındayız. Bu yol, iki kişi isterse yürünür.

Bir ilişkinin yönünü “ne olacağız” sorusu değil, davranışlar belirler. Erkek baştan itibaren tutarlıysa, ne istediğini biliyorsa ve bunu haliyle gösteriyorsa, karşısındaki de ilişkiyi buna göre konumlandırır. Ama bugün ilgili, yarın mesafeli olan biri, karşısındakini de belirsizliğin içine iter. Belirsizlik ise güveni sessizce kemirir.

Asıl soru basittir ama zor sorulur: Sen ne istiyorsun? Kısa süreli bir yakınlık mı? Uzun vadeli bir ilişki mi? Yoksa sadece hayatına renk katan bir temas mı? Bu soruya cevap vermezsen, ilişki senin yerine cevap vermeye başlar. Ve ilişki seni sürüklemeye başladığında, kontrol fark etmeden elinden kayar.

Kısa süreli ilişkilerle uzun vadeli ilişkilerin dili aynı değildir. Kısa olanlarda özgürlük ve heyecan vardır; fazla beklenti, fazla açıklama, fazla bağlanma bu yapıyı bozar. Uzun vadede ise güven, süreklilik ve tutarlılık gerekir. Orada da kararsızlık ilişkiyi yıpratır. Birçok erkek bu dengeyi şaşırır: Kısa bir ilişkide gelecek planları yapar, uzun bir ilişkide ise günü kurtarmaya çalışır. Sonunda karşı tarafın kafası karışır.

Adam bunu zamanla öğrendi. Bir dönem, hoşlandığı her kadını hayatının merkezine koymuştu. Mesajlar artmış, kendi düzeni dağılmıştı. Spor aksıyor, hedefler geri plana düşüyordu. O an fark etmemişti ama çekim tam da burada azalmaya başlamıştı. Çünkü bağlanmak başka, bağımlı olmak başkaydı.

Bağlanmak, iki insanın kendi hayatlarını koruyarak bir arada durmasıdır. Bağımlılık ise birinin diğerini hayatının ekseni yapması. Bağımlı erkek sürekli yazar, karşısındakinin ruh haline göre şekil alır, kendi hayatını geri çeker. Bağlanan erkek ise ilgilidir ama muhtaç değildir. Aradaki fark küçüktür ama sonucu büyüktür.

Kadınlar bağımlı bir erkeğe bazen şefkat duyabilir. Ama çekim duymazlar. Çünkü çekim, iki güçlü birey arasında oluşur. Birinin tamamen çözüldüğü yerde denge kalmaz.

Zamanla şunu da fark etti: Birçok ilişki güzel başlar ama erkek ilişki başladıktan sonra ilk günkü halinden uzaklaşır. Kendine ayırdığı vakit azalır, hedeflerinden daha az söz eder. Hayat yavaş yavaş kadının etrafında dönmeye başlar. O noktada kadın, bilinçli ya da bilinçsiz, şunu hisseder: “Bu adamın dünyası küçüldü.” Ve çekim tam da orada sönmeye başlar.

Oysa uzun vadede çekiciliği korumak karmaşık değildir. İlişki varken de hayatı büyütmeye devam etmektir mesele. Hedeflerin olacak. Rutinlerin olacak. Seni besleyen uğraşların olacak. Kadın hayatına girecek ama hayat senin etrafında dönecek.

Adam buluşmadan sonra kısa bir mesaj attı: “Keyifliydi.” Ne fazla ne eksik. Çünkü artık biliyordu: Çekim, daha çok çabalamaktan değil; merkezini kaybetmemekten doğar.

Diğer yazılarımıza göz atın