Murat, onu ilk gördüğünde vitrine bakıyordu. Aslında bakmak da denemezdi; daha çok dalıp gitmişti, “şimdi mi, sonra mı?” ikileminde sıkışıp kalmıştı. Kalbi hızlanmıştı ama bu hız, koşmaktan değil, durmaktan kaynaklanıyordu.
Aklından belki onlarca cümle geçti ama hiçbiri ona doğal gelmedi. Hepsi ezberdi, başkasının ağzından çıkmış gibiydi. En sonunda fark etti: Sorun ne söyleyeceği değil, orada gerçekten var olup olmadığıydı.
Derin bir nefes aldı. Omuzlarını biraz geriye çekti. Yanına doğru yürüdü. Ne aceleyle ne de çekinerek. Sadece yürüdü.
“Pardon.”
Kadın döndü. Murat ilk kez bu kadar net bir göz teması kurduğunu hissetti. Sesini kısmadı, yükseltmedi de. Olduğu gibiydi.
“Merhaba,” dedi.
Konuşma sandığından kısa sürdü. İki dakika belki… Ama Murat için o iki dakika, son yıllardaki en uzun süreydi. Çünkü ilk defa geri çekilmemişti. Kadın gülümsedi, konuştu, sonra vedalaştılar. Numara alınmadı. Plan yapılmadı. Ama Murat’ın içindeki şey değişmişti.
Eve dönerken şunu fark etti ki, kazandığı şey kadının ilgisi değil, kendi cesaretiydi.
Aylar sonra Murat artık tanışmaları sayamıyordu. Bazıları kısa sürüyor, bazıları uzuyordu. Bazıları hiç ilerlemiyor, bazıları kahveyle devam ediyordu. Ama hepsinde ortak bir nokta vardı: Murat artık “bekleyen” değil, “harekete geçen” taraftı.
Bir gün bir arkadaşı ona dert yandı. “Bir kız var,” dedi, “çok iyi anlaşıyoruz ama beni sadece arkadaş olarak görüyor.”
Murat gülümsedi. Çünkü o cümleyi tanıyordu. O cümle, zamanında kendi kulağında da çınlamıştı. Arkadaşına uzun uzun akıl vermedi. Sadece şunu söyledi:
“Sen aslında 10 numarasın ama onun yanında kendin olmaya cesaret edemiyorsun.”
Kadın-erkek ilişkilerinde çoğu hikâye, söylenmeyenlerle yazılır. Atılmayan adımlar, kurulmamış göz temasları, yutulmuş cümleler… Ve yıllar sonra insanlar şunu söyler: “Keşke…”
Oysa Murat şunu öğrenmişti: Tanışmak bir sonuç değil, bir süreçti. Ve süreç, insanın kendisiyle başlıyordu.
Kadınlar Murat’ta “mükemmel” bir şey görmüyordu. Ama net bir şey görüyordu. Ne istediğini bilen, reddedilmekten korksa da geri çekilmeyen bir adam. Bu da çoğu zaman yeterliydi.
Çünkü çekim, çaba ile değil; dürüst varoluşla oluşuyordu.
