Randevular garip anlar aslında. İki insanın arasında bir şey olacak mı, olmayacak mı genelde o birkaç saate bakıyor. Hele ilk buluşma… Orada olan biten çoğu zaman ilişkinin kaderini çiziyor. Buna rağmen erkeklerin büyük kısmı gidip aynı şeyi yapıyor. Sinema. Akşam yemeği. Güya risksiz, güya garanti.
Ama işin aslı öyle değil.
Sinema dediğin yerde yan yana oturuyorsun, karşında koca bir ekran, konuşmak yok. İletişim yok. Karakterini gösterecek alan sıfır. Akşam yemeği desen, mecburen sohbet edeceksin ama ortam seni zorlayacak. Eğlenmek yok, hareket yok. Her şey fazla ciddi, fazla düz. Ve farkında olmadan kendini “ortalama erkek” klasörüne atmış oluyorsun.
Randevunun olayı zaten vakit doldurmak değil. Eğlenmek. Bir bağ yakalamak. Karşı tarafa “iyi ki gelmişim” hissini yaşatmak. Bu da oturup menüye bakarak olmuyor. Eğlence burada kilit nokta. Eğlenceli bir randevuda çok konuşmana bile gerek kalmaz. Rahatlığın, özgüvenin, tavrın kendiliğinden ortaya çıkar. Çekicilik dediğin şey de zaten çoğu zaman böyle sessiz sessiz gösterir kendini.
Hareketli şeyler bu yüzden çok iş görür. İlk buluşmada bir aktivite varsa gerginlik fark etmeden erir gider. Buz pateni mesela… Hem yakınlık var hem düşe kalka gülüyorsun. Kaya tırmanışı biraz adrenalin katar, ortam bir anda sıradanlıktan çıkar. Mini golf, bilardo… Ufak rekabet, hafif takılmalar, iletişim kendiliğinden akar.
İşin güzeli şu: Biraz hayal gücüyle mekânın pek önemi kalmaz. IKEA gibi normalde randevu akla gelmeyecek yerler bile aşırı keyifli olabilir. Olay nerede olduğun değil, ne yaşattığın. Deneyim öne çıktığında ortam arka plana düşer zaten.
Kısacası iyi bir randevu planı; hareket içerir, eğlendirir, duygu yaratır. Böyle bir buluşma unutulmaz olur. Seni de net şekilde ayırır. Doğru planlanmış bir randevu, çekiciliğin en doğal hali aslında.
