“İyi çocuk olduğumuz için mi sevilmiyoruz?”
Bu soru, günümüz erkeklerinin kafasını en çok kurcalayan sorulardan biri. Mesaj kutuları bu serzenişlerle dolu: “Serseri olmak istemiyorum”, “Yanlış bir şey mi yapıyorum?”, “Neyi kaçırıyorum?” Aslında mesele sandığımızdan çok daha basit ve bir o kadar da rahatsız edici.
Uzun süre “iyi çocuk” olmanın doğru yol olduğuna inanıldı. Nazik ol, ilgi göster, çiçek al, hep anlayışlı ol… Mantık şunu söylüyordu: İyi davranırsan sevilirsin. Ama pratikte tablo çoğu zaman böyle olmadı. İyi niyetin karşılığı, çoğu erkekte hayal kırıklığı oldu.
İşin kırılma noktası tam da burada başlıyor. Çünkü gerçek şu: Kadınlar “kötü” olduğu için değil, duygusal tepki uyandırdığı için bazı erkeklere ilgi duyar. Serseri diye etiketlenen tiplerin ortak noktası, kötü kalpli olmaları değil; güçlü duygular yaratmalarıdır.
Tahmin edilemez olmaları, her an erişilebilir durmamaları, onay dilenmemeleri… Bunlar bilinçli ya da bilinçsiz şekilde bir gerilim yaratır. İnsan zihni de bu gerilimi “çekicilik” olarak kodlar. Rekabet hissi doğar, merak artar, duygular tetiklenir.
Buradaki büyük yanılgı şudur: Ya iyi adam olacaksın ya da serseri. Oysa bu ikisi aynı eksende olmak zorunda değil. Kimse kadınlara kötü davranmak zorunda değil. Kimse karakterinden ödün vermek zorunda da değil.
Asıl mesele, pasif küçük emrah olmakla sınırları olan güçlü erkek olmayı ayırt edebilmektir. Nazik olabilirsin ama muhtaç durmazsın. İlgili olabilirsin ama kendini merkeze koymazsın. Saygılı olabilirsin ama her şeye “tamam” demezsin.
Çekicilik, ahlakla değil; enerjiyle ilgilidir. Duygusal dalgalanma yaratamayan, net duruş sergilemeyen, kendi hayatı olmayan bir erkek ne kadar iyi olursa olsun silik kalır. Buna karşılık, kendine yeten, sınır koyabilen, gerektiğinde geri çekilebilen bir erkek hem iyi kalır hem de çekici olur.
Sonuç net: Kadınları çeken şey serserilik değil, güçlü karakterin yarattığı etkidir. Ve bu etki, doğru anlaşıldığında herkesin inşa edebileceği bir şeydir.
