Evlilik Meselesi: Aynı Evde Yaşayıp Aynı Açıdan Bakamamak

yazar KOÇ

Ayşe, kızı Ela’yı öpmek için eğildiğinde saçlarının arasındaki kiri hemen fark etti. Parmaklarının ucuna gelen şey, gün boyu birikmiş tozla karışmış ter gibiydi. İrkildi. Başını kaldırıp Murat’a baktı.
“Yıkadın mı onu?” diye sordu. Sesi sakin çıkmaya çalışsa da içindeki huzursuzluk gizlenemiyordu.

Murat ceketini alırken aceleyle cevap verdi.
“Temizledim ya. Saat kaç oldu, geç kalıyoruz hadi”

Ayşe’nin içine bir şüphe düştü. Arabayla Murat’ın annesine vardıklarında Ela’yı koltuktan alırken o tanıdık, ağır kokuyu yine aldı. Çocuğun elleri çamur içindeydi, tırnaklarının arası kararmıştı.
“Murat,” dedi dişlerinin arasından, “elleri bildiğin kir!”

Murat duraksadı. “İçeri girince yıkarız. Ne var bunda?”

İşte tam o anda Ayşe’nin içindeki bir düğme kapandı. Konu eller değildi. Konu, Murat’ın bunu hiç fark etmemiş olmasıydı.
“Üstünü değiştirirken yüzüne bakmadın mı?” dedi. “Bu çocuk banyoya girmeliydi. Toprak yemiş gibi! Hastalık kapacak.”

Murat bir şey demedi. Eve doğru yürüdü. Ayşe onun arkasından bakarken söyleyeceği onca şey boğazında kaldı. Kocasının suskunluğu, onu sakinleştirmiyor, tam tersine daha da yalnız hissettiriyordu.

Evin içine girildiğinde Murat kısa sürede ortama karıştı. Amcasıyla siyasetten konuşuyor, gülüyor, fikir yürütüyordu. Ayşe’nin araya girme çabalarını fark etmiyor gibiydi. Ayşe için bu, görünmez olmak demekti.

Murat’ın kız kardeşi durumu sezdi, Ayşe’yi mutfağa çekti. Ayşe daha kapı kapanmadan içindekileri döktü.
“Ela perişan haldeydi,” diyerek konuşmaya başladı. “Islak mendil bile sürmeden elbisesini giydirmiş. İnsan bir bakar ya! Bu çocuk bu yaşta titizliği öğrenmeli ki pasaklı yetişmesin.” diyerek isyanına devam etti.

Sözler ilerledikçe Ayşe’nin öfkesi mantıkla süslenmeye başladı. Çevredeki inşaatlardan, topraktaki kimyasallardan, çocuk sağlığından bahsetti. Aslında söylediği her cümlenin altında tek bir his vardı: Umursanmamak.

Gece boyunca Ayşe durulmadı. Eve döndüklerinde Murat uyumuştu ama Ayşe’nin zihni açıktı. O anları defalarca yaşadı. Sabahki sunumu düşünmeye çalıştı ama aklının bir köşesinde hep aynı soru dönüp durdu: Neden beni ciddiye almıyor?

Sabah Murat eşine günaydın öpücüğü vermek istedi ama Ayşe pek oralı olmadı. Kahvaltı masasına mesafeli oturdu. Murat, konuyu yeniden açmamak için sustu. Ayşe bu suskunluğu yanlış anladı.
“Demek ki umurunda değilim,” diye düşündü. “Mutsuzluğumu bile görmüyor.”

Oysa Murat’ın kafası da karışıktı. Ona göre mesele çoktan bitmişti. Çocuk kirlenmişti, temizlenecekti. Hayat devam ediyordu. Ayşe neden hala bu kadar gergindi? Neden küçük bir şey büyüyüp bütün günü zehir ediyordu?

İşte sorun tam da buradaydı. Aynı olaya bakıp iki farklı anlam çıkarmışlardı. Ayşe için bu olay, “önemsenmiyorum” duygusunu tetiklemişti. Murat içinse sıradan bir aksilikti.

Ayşe duygularının görülmesini istiyordu. Murat sorun çözüldüyse takılı kalmadan devam etmeyi bekliyordu. Kimse kötü niyetli değildi. Kimse bilerek kırmıyordu. İkisi de olduğu gibiydi. Yalnızca dilleri farklıydı.

Bu hikayeden anlaşıldığı üzere aynı evde yaşamak, aynı yerden bakmak anlamına gelmez. Evlilik, benzer olmakla değil; farklı tepkileri anlamaya çalışmakla ayakta kalır. Ayşe ile Murat bunu henüz öğrenme aşamasındalar, fakat siz siz olun hayatta eşinizle empati kurmayı öğrenin ve olaylara birbirinizin perspektifinden yaklaşmayı huy edinin.

 

Saygılar…

Diğer yazılarımıza göz atın