O Akşam Konuşulmayan Şeyler

yazar KOÇ

Akşamüstüydü, gün yavaş yavaş serinliğe dönüyordu işte. Kafenin cam kenarındaki masası boştu, o da garson görmeden oraya oturmuştu bile. Ortam sessiz sayılırdı. Arkada hafif bir müzik vardı ama dikkat dağıtmıyordu. Ne kalabalık ne bomboş… anlayacağınız kararında bir yerdi.

O gelmeden önce şunu fark etti. İnsan beklerken aslında geleni değil kendini dinliyor. Kafanın içinde dönüp duran şeyler var. Ne diyeceğim, nasıl görüneceğim, saçım olmuş mu, sesim garip mi çıkacak gibi… Kapı açılıp içeri girdiği an hepsi bir anda dağıldı gitti. Sanki hiç yoklarmış gibi.

Bir gülümseme oldu. Abartısız, zorlanmamış. Göz göze geldiler. Ne kaçtı bakışlar ne de uzun uzun bakıldı. Selamlaşma kısa sürdü ama netti. Daha ilk anda ortam gevşedi. İnsan bazen tek kelime etmeden de “sakin ol” hissini verebiliyor.

Oturma şekli bile etkiliydi. Karşılıklıydılar (bu ister istemez sohbeti daha ciddiye aldırıyor) Göz teması kurmak kolaydı. Ne sürekli yere bakmalar vardı ne de rahatsız edici bakışlar. Doğal bir ayar tutmuştu.

Konuşma başladı. Kimse rol kesmiyordu. Kimse kendini parlatma derdinde değildi. O an fark etti, önemli olan konuşmak değilmiş, dinlemekmiş. Gerçekten dinledi. Arada başını salladı, kısa tepkiler verdi. “Anlıyorum” dediğinde laf olsun diye demiyordu, gerçekten anlıyordu.

Bir yerde sessizlik oldu. Normalde bu anlar insanı gerer. Hemen konu açma ihtiyacı gelir, saçma sapan cümleler dökülür ağızdan. Ama bu sefer öyle olmadı. Sessizlik rahatsız etmedi. Bir gülümseme yetti. O an, söylenmeyen şeyler söylenenlerden daha fazlaydı sanki.

Muhabbet yavaş yavaş derinleşti. Havadan sudan konuşmalar geride kaldı. Hayat girdi işin içine, geçmiş, hayaller… Sorular vardı ama sorgu gibi değildi. Merak vardı. Samimiyet vardı. İnsan karşısında gerçekten dinleyen birini görünce daha rahat açılıyor.

Paylaşım dengeliydi. Tek taraflı bir konuşma olmadı. Bir o anlattı bir bu. Top gidip geldi durdu. Kimse oyunu tek başına sürmeye çalışmadı.

Bir ara “biz” kelimesi çıktı ağzından birinin. Bilerek söylenmedi. Kendiliğinden oldu. “Biz burada rahatız” dedi mesela. Garip ama iç ısıtan bir his bıraktı. Aynı tarafta duruyormuş gibi.

Zamanın nasıl geçtiği anlaşılmadı. Acele yoktu. Zorlama yoktu. Sohbet kendi ritmini buldu. Kalkıp ayrılırken şunu fark ettiler: Buluşma bitmişti ama bağ kopmamıştı. Asıl önemli olan da buydu zaten.

Diğer yazılarımıza göz atın