Hayatta dönüyorsun dolaşıyorsun bir noktaya geliyorsun. Eskisi gibi her lafın altına girmediğin, herkese selam çakmadığın, her ortama da girmediğin bir nokta bu. Önceden olsa “ayıp olur”, “yanlış anlaşılır”, “boşver kırmayayım” diye diye kendini yormuş olabilirsin. Ama zamanla fark ediyorsun ki bu işin sonu yok. Herkesi idare etmeye kalktıkça içten içe dağılmaya başlıyorsun. İşte o an başlıyor ayıkma süreci.
İletişim dediğin şey öyle lanet bir şey ki, arttıkça herkesle muhabbet kurabileceğini sanıyorsun ama gerçek tam tersi. Kendini tanıdıkça, sınırlarını bildikçe, ağzından çıkan sözü tarttıkça, herkese uymadığını görüyorsun. Bu kötü bir durum değil. Hatta hayırlı bir durum. Çünkü artık kiminle gerçekten temas kurduğunu, kiminle sadece vakit öldürdüğünü ayırt edebiliyorsun.
Bak, herkesle anlaşmak zorunda değilsin. Bu bir erdem eksikliği falan değil. Bu, insan olmanın tabiatı. Herkesin mizacı, yükü, kafası bir değil. Sen kendi çizgini netleştirdikçe, çevrende kalan insanlar da değişir. Kalabalık azalır ama gürültü de azalır. İşte o sessizlikte huzur başlar.
İnsanları etkileme meselesi var bir de. Gençken çoğumuz buna düşeriz. Güzel konuşayım, beğenilsin, aferin alayım, havalı durayım… Ama işin tuhafı şu: Ne kadar kasarsan o kadar sırıtır. İnsanlar rolü anında sezer. Yapmacıklık burnundan düşer. Ama sen saldığında, kendin gibi durduğunda, “buyum kardeşim” dediğinde etki kendiliğinden gelir. Kimseyi etkilemeye çalışmadığın an, en etkili haline girersin.
Çünkü samimiyet öğretilemez. Ya vardır ya yoktur. İnsan karşısındakinin gözünden, ses tonundan, susuşundan anlar. Bu yüzden bağ kurmak, etkilemekten daha değerlidir. Etkilemek anlıktır, bağ kurmak uzun soluklu. Bugün alkış alırsın, yarın kimse hatırlamaz. Ama sağlam bir bağ yıllar geçse de yerinde durur.
Şunu da net söyleyelim: Daha az insanla görüşmek yalnızlık değildir. Bu bir seçmedir. Ayıklamadır. Çürüğü ayırmaktır. Yanında kalan üç beş kişi varsa ve onlarla lafın lafı açılıyorsa, suskunluk bile rahatsız etmiyorsa, işte zenginlik budur. Kırk kişiyle masaya oturup kendini yabancı hissetmekten iyidir.
Bu yolda hata yapmayacak mısın? Yapacaksın. Fazla sustuğun olacak, keşke konuşsaydım diyeceksin. Gereğinden fazla konuştuğun olacak, ağzımdan niye kaçtı diyeceksin. Bunlar insanlık hali. Fark şurada: Eskiden bu hatalar seni yerden yere vururken, şimdi sana ders olur. Tokat değil, uyarı olur. “Burada ayar kaçmış” dersin, yoluna devam edersin.
İlişkileri hayatın merkezine koyduğunda iş bozulur. Çünkü yük artar. Herkesin beklentisi, gönlü, kırgınlığı sırtına biner. Ama merkeze kendini koyduğunda denge gelir. Sağlam ilişki seni küçültmez, daraltmaz, senden bir şey eksiltmez. Aksine seni kendine yaklaştırır. “Ben buyum” demeni sağlar.
Bu yazının meselesi daha çok konuşmak değil. Daha çok görünmek hiç değil. Daha çok şey yapmak da değil. Mesele şurada: Zaten yeterli olduğunu fark etmek. Eksik değilsin. Sadece dağınıksın. Toparlanman gereken yer, dışarısı değil, iç taraf.
İletişim öğrenilir. Kitabı da var, tekniği de var. Ama ustalık, kendin olarak kalabilmekte. Her ortamda eğilip bükülmemekte. “Bana uymuyor” diyebilmekte. Bu cümleyi kurabilen adam hafifler. Hafifleyen adam yol alır.
Buraya kadar okuduysan şunu bil: Bu satırları sadece gözünle geçmedin, içinden de bir yerlere dokundun. Temas kuran insan aynı yerde saymaz. Yol bitmedi ama pusula artık sende.
Saygılar..
