Uzun süre şuna inandım: Hayat, acıyı ne kadar azaltırsan sana o kadar yumuşak davranır. Daha az risk alırsan daha az üzülürsün. Kendini kollarsan daha az yara alırsın. Kulağa mantıklı geliyor. Zaten etrafımıza baktığımızda çoğu insanın sessiz sedasız böyle yaşadığını görüyoruz. Kimse kalbinin kırılmasını istemiyor. Kimse reddedilmek, başarısız olmak, küçük düşmek istemiyor. Herkes güvenli bir alanın peşinde. “Rahatım kaçmasın” yeter diyor.
Ama zaman geçtikçe şunu fark ettim: O güvenli alan dediğimiz şey, aslında hayattan yavaş yavaş geri çekilmekmiş.
Acıdan kaçtıkça konforumuz artıyor ama biz küçülüyoruz. Günler birbirinin aynısı olmaya başlıyor. Sabah kalk, işe git, eve dön, biraz oyalan, uyu. Güvenli mi? Evet. Tatmin edici mi? Pek sayılmaz. Sonra da dönüp “hayat çok monoton” diye yakınıyoruz. Oysa monoton olan hayat değil, bizim acıdan kaçma alışkanlığımız.
Bir gün biri bana basit ama sert bir cümle kurdu:
“Acı çekmeden güçlenemezsin.”
İlk duyduğumda klişe geldi. Herkesin ağzında olan laflardan biri gibi. Ama zamanla şunu anladım: Acı çekmeyen insan güçlü olmuyor. Sadece ne kadar kırılgan olduğunu gizliyor. İlk ciddi darbede de dağılıyor.
Acı dediğimiz şey illa büyük felaketler olmak zorunda değil. Birine açılıp reddedilmek de acı. Bir işte çuvallamak da. İnsanların önünde hata yapmak da. İlkinde insanın içi yanıyor, özgüveni sarsılıyor. Ama garip bir şey oluyor: Aynı acıyı birkaç kez yaşadığında eskisi kadar can yakmıyor. Çünkü sen değişiyorsun.
İlk reddedilmede “bende bir eksik var” diye düşünen zihin, beşincisinde “tamam, olmadı” demeye başlıyor. Acı azalıyor, korku geri çekiliyor. Korku çekildikçe de hareket alanın genişliyor. Bir noktada şunu fark ediyorsun: Kaybedecek sandığın kadar çok şey yokmuş. İşte o an özgürlük başlıyor.
Acıdan kaçan insan, potansiyelinin büyük kısmını hiç kullanmadan yaşlanıyor. Acıya rağmen adım atan insan ise yavaş yavaş sınırlarını genişletiyor. Bugün seni titreten şey, yarın sıradanlaşıyor. Dün cesaret isteyen adım, yarın doğal bir refleks haline geliyor.
Hayatın tuhaf bir dengesi var: Seni zorlayan şeyler seni büyütüyor. Seni rahatlatan şeyler ise yerinde saydırıyor. Mesele acıyı sevmek değil. Mesele, acıyla yaşamayı öğrenmek. Onun seni tanımlamasına izin vermeden, seni şekillendirmesine izin vermek.
Belki şu an kaçtığın şey, seni gerçekten sen yapacak olan şeydir. Belki de hayat, tam da canının yanmasından korktuğun noktada başlıyordur.
Acıdan kaçma. Acıya yaklaş.
Çünkü karakter, tam orada inşa ediliyor.
Saygılar…
