Akşamüstüydü. Kafenin içi kalabalık sayılmazdı ama boş da değildi. O, her zamanki gibi cam kenarındaki masada oturuyordu. Kahvesini yudumlarken gözleri istemsizce karşı masaya takıldı. Üç masa ötede, arkadaşlarıyla oturan bir kadın vardı. Gülüşü dikkat çekiciydi; ama asıl mesele gülüşten çok, o an göz göze gelmeleriydi.
İlk bakış tesadüf gibiydi. İkinci bakışta ikisi de bunun farkındaydı. Üçüncüde artık inkâr edilemez bir merak vardı ortada. Ama masalar yerli yerinde duruyor, insanlar sohbetlerine devam ediyor, kimse kalkmıyordu. Zaman ilerledikçe o bakışların süresi kısalmaya başladı. Kadın, arkadaşına döndü. Adam, telefonuna baktı. Tanıdık bir senaryo.
Adam içinden “Şimdi kalksam mı?” diye geçirdi. Ardından klasik soru geldi: “Ama ne diyeceğim?” Bu soru, bugüne kadar onu defalarca yerinde mıhlamıştı. Hep doğru cümleyi aramış, bulamayınca da hiçbir şey söylememişti. Ama o gün farklı bir şey oldu. İlk defa, cümlenin değil, hareketsizliğin kaybettirdiğini fark etti.
Ayağa kalktı. Kalbi hızlı atıyordu ama adımları kararlıydı. Üç masa, düşündüğü kadar uzun değildi. Masanın önünde durdu, kısa bir duraksamadan sonra sakin bir sesle konuştu.
“Merhaba.”
Kadın başını kaldırdı. Arkadaşları sustu. O an, zaman sanki birkaç saniyeliğine durdu. Adam devam etti.
“Bir süredir göz göze geliyoruz. Konuşmamak garip geldi.”
Cümle mükemmel değildi. Ama dürüsttü. Kadın hafifçe gülümsedi. “Evet,” dedi, “ben de aynısını düşündüm.”
İşte o an, hikâyenin yönü değişti. Ne büyük laflar edildi ne de etkileyici replikler söylendi. Konuşma, sıradan bir yerden başladı. Kafeyle ilgili bir yorum, ardından kahve tercihleri, sonra nereli oldukları… Dakikalar ilerledikçe masaya bir sandalye çekildi, arkadaşlar sohbetten koptu, iki kişilik bir alan oluştu.
Adam sonradan fark etti ki, kalkmadan önce kafasında kurduğu bütün senaryolar boşa çıkmıştı. Ne rezil olmuştu ne de reddedilmişti. Sadece oradaydı. Olduğu gibi.
Kadın ise arkadaşlarına daha sonra şunu söyleyecekti: “Aslında söylediği şey çok basitti ama gelişi çok netti.” Çünkü bazen bir insanı etkileyen şey, kelimelerin içeriği değil, o kelimelerin arkasındaki niyettir.
O gün oradan birlikte çıktılar mı, tekrar görüştüler mi, hikâye nereye evrildi bilinmez. Ama kesin olan bir şey vardı: O akşam, üç masa ötede başlayan sessizlik, yerini gerçek bir temasa bırakmıştı. Ve adam, hayatında ilk defa “Keşke gitseydim” yerine “İyi ki kalkmışım” dedi.
Üç Masa Öte
3
