Erkeklerin en çok tökezlediği meselelerden biri şu soru oluyor genelde. Acaba benden hoşlanıyor mu? Bu soru yüzünden kaç adamın uykusu kaçtı, kahvesi soğudu, sigarası üst üste yakıldı kim bilir. Asıl problem şu, çoğu erkek cevabı yanlış yerde arıyor. Kadının ağzından çıkan kelimelere takılıyor. Halbuki iş orada değil. Kadın dediğin, söylediğiyle hissettiğini her zaman yan yana koymaz. Bazen bilinçli şekilde ters köşe yapar.
Bir kadın senden hoşlansa bile bunu açık açık söylemeyebilir. Soğuk konuşur, mesafe koyar, bazen hafif laf sokar. Bu ret falan değildir. Bu tartıdır. Seni tartar, duruşuna bakar, üstüne biraz basar bakalım ne olacaksın diye. İki ters cümlede morali bozulan, sesi düşen, enerjisi sönen adam onun gözünde bir anda düşer. Yavaş yavaş değil, direkt.
O yüzden kural basit. Sözlere değil, sinyallere bakacaksın.
Dil yalan söyler beden pek beceremez. Ağızdan çıkan laf ayarlanır, süslenir, filtrelenir. Ama beden öyle değil. Pat diye ele verir insanı. Kadınlar bu konuda daha da savunmasız. Farkında olmadan niyetlerini açık ederler. Sen de kelime peşinde koşmayı bırakıp bu işaretleri okumayı öğrenirsen tablo netleşir.
Henüz doğru düzgün konuşma yokken bile bazı şeyler başlar. Göz ucuyla bakışlar mesela. Dik dik değil, kaçamak. Bakar, süzer, sonra bakmıyormuş gibi yapar. Saçıyla oynar, üstünü başını düzeltir, gövdesini sana çevirir. Yüzünde hafif bir gülümseme belirir. Bunlar tesadüf değildir. Bir de senin duruşunu fark etmeden taklit etmeye başladıysa, orada ziller çalar. Psikolojide buna aynalama derler, boşuna olmaz. Yürürken sana “yanlışlıkla” temas ediyorsa, tanışma çoktan kafasında başlamıştır.
Mesafe kapandıysa işaretler de büyür. Sohbet başladıysa artık saklanamaz. Göz teması uzar, kaçmaz. Sen konuşurken gözünün içine bakar. Gülümserken kaşlar kalkıyorsa, göz bebekleri büyüyorsa, iş ciddiye biner. Bunlar kontrol edilemeyen tepkiler.
Saçını düzeltmesi, geriye atması, kafayı hafif öne eğip seni dinlemesi net mesajdır. Dudaklarını yalaması, çenesine dokunması, kahkahayı bol keseden atması ortamın enerjisini yükseltir. Sigara içiyorsa dumanı sana doğru üflemesi bile bilinçaltı yakınlaşmadır.
Tenindeki o hafif parlaklık, yüzündeki canlılık durduk yere olmaz. Avuç içleri sana dönükse, bileklerini saklamıyorsa beden açıktır. Konuşurken sana dokunuyorsa, koluna, omzuna, hatta yüzüne temas ediyorsa lafı uzatmanın anlamı yoktur.
Oturuyorsa sandalyeyi sana çevirir, bacakları kapatmaz. Bazen çaprazlar ama bariyer kurmaz. Gövdesini sana doğru eğer. Ayaktaysa mesafeyi fark etmeden kısaltır, bir bacağını öne alır, duruşuyla yaklaşır.
Kalabalık içindeyken bile seni seçiyorsa, diğerlerini geri plana itiyorsa, bir bahane uydurup ortamdan uzaklaşıyor ve sana bakış fırlatıyorsa bunlar davet gibidir.
Tabii her işaret olumlu olmaz. Gerginse, sabırsızsa, masaya parmak vuruyorsa, ayağıyla ritim tutuyorsa, duruşu senden tamamen tersse sıkıntı vardır. Göz teması yok denecek kadar azsa, yüzünü eliyle kapatıyorsa, bacaklarını senden saklıyorsa ve bakışlarında bariz bir sıkılmışlık varsa frene basılır.
Velhasıl kelam, bu iş laf kalabalığı işi değil. Gözlem işidir. Ne dediğine değil, ne yaptığına bak. Kelimeler kandırır, beden ele verir. Bunu çözdüğünde “acaba” sorusu kendiliğinden düşer.
