İnsan çoğu zaman mutluluğu, henüz sahip olmadığı bir şeyin hemen arkasında sanar. Bir kapı vardır zihninde; açıldığında hayatın nihayet başlayacağını düşünür. Kimi bu kapıyı bir ilişkiye bağlar; kimi paraya, kimi statüye, kimi de alkışa… Oysa kapının ardında çoğu zaman kısa süreli bir sevinç, ardından tanıdık bir boşluk vardır. Çünkü insan, dış dünyaya yüklediği her anlamı bir süre sonra sıradanlaştırır.
Gençlik yıllarında mutluluğun eksik parçasını yanlış yerde aramak yaygındır. İlişkiler, heyecan, onaylanma duygusu… İlk başta her şey parlaktır. Günler hızlı akar, geceler uzundur. İnsan kendini “işte bu” derken yakalar. Fakat zaman geçtikçe aynı şeyler tekrar eder, heyecan azalır, kabak tadı vermeye başlar. İşte o an çok önemli bir şeyin farkına varılır: Aranan şey yanlış yerde aranmıştır. Çünkü bir insanın iç dünyasında eksik olanı, dışarıdan gelen hiçbir unsur kalıcı biçimde dolduramaz.
Bu çok karmaşık ama bir o kadar da basit bir kavramdır aslında… Gelişim, keyif, hedefler, hayaller, yıkımlar, acılar… Her biri dokunur yüzümüze, bazısı okşar, bazısı okkalı bir tokat atar. Hep okşansak ne var ki? diye düşünürüz çoğu zaman. Ancak bize okşanmanın kıymetini anlatan yediğimiz tokatlardır. Her zaman okşansak bundan da sıkılacağımız gün gibi ortadadır. Hayat bir bütün olarak yaşandığında anlamlıdır. Sadece keyif için yaşamak insanı savurur; sadece hedeflere kilitlenmek ise insanı yıpratır, hayatı ertelenmiş bir projeye dönüştürür.
Mutlu hayat yolu, bu iki uç arasında kurulan sessiz sedasız dengedir. Anın farkında olmak, küçük şeylerden tat alabilmek; aynı zamanda yarın için bir yön duygusu taşımak… Bu denge kurulduğunda insanın yüzü değişir. Daha sakin, daha doğal, daha çekici bir hâl alır. Çünkü mutluluk, anlatılan bir iddia değil; hissedilen bir hâlidir.
Gerçek mutluluk, “bir gün olacağım” diye ertelenmez. Kendinden memnun olabilme becerisidir. Hayatla kavga etmeyi bırakıp onunla aynı ritimde yürüyebilmektir. İlişkiler, para, statü bu hâlin sonucu olarak gelir. Neden olarak konduklarında ise yük hâline dönüşürler.
Hayat kısa. Beklemek için fazla kısa. Mutluluk bir hedef değil, bir yürüyüş biçimi olmalı, adım atıldığında başlayan… O adımı ise şimdi atmalısın.
Mutlu Hayatın Yolu Okşanmak ve Tokat Yemek Arasındaki İnce Çizgidir
28
önceki yazı
