Modern dünyada başarı, çoğu zaman “daha fazla odaklan” mottosuyla pazarlanıyor. Daha çok çalış, daha çok düşün, daha çok plan yap. İlk bakışta kulağa mantıklı geliyor. Fakat işin görünmeyen bir tarafı var: Odak, dozunu kaçırdığında seni ilerletmez; kilitler. İnsan zihni, tek bir meseleye saplandığında güçlenmez, daralır. Hayatın bütün renkleri yavaş yavaş silinir ve geriye tek bir takıntı kalır.
Bu durumu en net, iş ve para konularında görürüz. Zihni sürekli hesap yapan, bulunduğu anın tadını çıkaramayan insanlar vardır. Kazandığında geçici bir coşku yaşar, kaybettiğinde içten içe çöker. Çünkü mutluluğunu tek bir değişkene bağlamıştır. Aynı mekanizma beden algısında, dış görünüşte, ilişkilerde ve özellikle karşı cins konusunda da çalışır. Zihin, bir hedefi merkeze alır ve geri kalan her şeyi değersizleştirir.
İşte sorun tam burada başlar. Bir konu hayatın merkezine yerleştiğinde, insan doğallığını yitirir. Davranışlar mekanikleşir, ilişkiler performansa dönüşür. İnsanlar “olduğu gibi” değil, “olması gerektiğini düşündüğü gibi” davranmaya başlar. Bu da hem içsel huzuru bozar hem de dış dünyayla kurulan bağı yapaylaştırır.
Aklıselim olan yaklaşım şudur: Hayat, tek eksenli yaşanmaz. İnsanı güçlü kılan şey, aynı anda birçok alanda var olabilmesidir. Çalışmak önemlidir ama tek kimlik değildir. İlişkiler değerlidir ama varoluşun tamamı değildir. İnsan zihni rahatladığında, yükünü azalttığında daha iyi çalışır. İlginçtir, en iyi performanslar genelde “çok isteyenlerin” değil, “akışta kalanların” elinden çıkar.
Bir konuya gereğinden fazla takıldığını fark ettiğinde yapılacak şey, onunla savaşmak değil, bilinçli bir geri adım atmaktır. “Şu an buna odaklanmayacağım” demek, vazgeçmek anlamına gelmez. Aksine, kontrolü yeniden ele almaktır. Zihin rahatladığında, öğrenilenler zaten gerektiği anda kendiliğinden devreye girer. Zorlama bittiğinde doğallık geri gelir.
Kendini geliştirmek, kendini sürekli sıkıştırmak değildir. Bazen büyüme, gevşemekle olur. Hayatını tek bir hedefe kilitlemeyen insan, hem daha dengeli yaşar hem de aradığını çoğu zaman farkında olmadan bulur. Çünkü bazı şeyler, peşinden koşulduğunda değil; alan açıldığında, ortam şartları oluştuğunda kendiliğinden gelir. Arşimet suyun kaldırma kuvvetini hamamda yıkandığı sırada keşfetmiştir. Kendisi zaten çeşitli çalışmalar yapan bir bilim insanıydı, ortam şartları uygun oldu, fizik tarihinin en önemli keşfini yaptı…vs. örnekler çoğaltılabilir ana fikri anlamanız daha mühimdir.
Saygılar…
