Israrcılık çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. Kimine göre ısrar etmek karşı tarafı zorlamak demek, kimine göreyse en ufak bir soğuklukta geri çekilmek saygı göstergesi. Ama gerçek ikisi de değil aslında. İşin doğrusu bu iki uç arasında bir yerde duruyor. Sağlıklı ısrarcılık ne körü körüne diretmek ne de ilk rüzgârda vazgeçmek. Mesele, kendini kaybetmeden orada kalabilmek.
Bir insanın ısrarcılığa bakışı, hayata nasıl baktığını da ele veriyor. Zorluk çıkar çıkmaz geri adım atan biri, ilişkilerde de aynısını yapıyor. Beklediği ilgiyi ilk anda göremeyince konuşmayı kesiyor, ortamdan uzaklaşıyor ya da içine kapanıyor. Çoğu zaman sorun karşı taraf değil. Sorun, kişinin içinde taşıdığı “yetersizim” korkusu. Çünkü pek çok insan reddedilmeyi uyumsuzluk olarak değil, doğrudan kişisel bir eksiklik gibi algılıyor.
Halbuki gelişim tam da burada başlıyor. Bir kadınla konuşurken yeterince sıcak bir tepki almamak, başarısız olduğun anlamına gelmiyor. İnsanlar sosyal ortamlarda çoğu zaman temkinli oluyor, kafası dolu oluyor, hatta bazen sadece yorgun oluyor. İlk tepki çoğu zaman gerçeği yansıtmıyor. İşte o anda sakin kalabilmek, panik yapmadan durabilmek ciddi bir iç güç işi.
Sağlıklı ısrarcılık şu mesajı verebilmek aslında: “Buradayım ama seni sıkıştırmıyorum.” Konuşmaya devam edebilmek ama sınırları da hissetmek. Bu dengeyi kurabilen biri sadece ilişkilerde değil, hayatın genelinde daha sağlam duruyor. Çünkü artık dış tepkilere göre savrulmuyor, kendi merkezinde kalmayı öğrenmiş oluyor.
Telefon numarası meselesi buna güzel bir örnek. Numara almak kafada büyüyüp hedef haline geldiği anda insan geriliyor. O gerginlik de ister istemez karşı tarafa geçiyor. Oysa numara dediğin şey sadece iletişimi sürdürmek için bir araç. Bunu gerçekten anlayan biri için “verdi mi vermedi mi” çok da önemli olmuyor. Rahatlık zaten buradan geliyor.
Israrcılıkla olgunluk arasındaki fark, niyetten çok farkındalıkla ilgili. Olgun biri karşısındakini ikna etmeye çalışmaz. Kendini net ifade eder, olur ya da olmaz, sonucu kabullenir. Bu kabulleniş pasiflik değil. Tam tersine güç göstergesi. Çünkü gerçekten güçlü olan insan her şeyin kontrolünde olmasına ihtiyaç duymaz.
En zor ama en dönüştürücü nokta ise başarısızlık algısını değiştirmek. Bir konuşmanın ilerlememesi, bir buluşmanın olmaması ya da bir ilişkinin başlamaması senin değerini belirlemez. Bunlar sadece yaşanmışlık. Deneyim olarak bakabildiğinde insan rahatlıyor. Rahatladıkça daha doğal oluyor, doğal oldukça da daha çekici bir enerji yayıyor zaten.
Kısacası kadın–erkek ilişkilerinde gerçek ısrarcılık, “olmakta ısrar etmek”. Kendin olmaktan, duruşundan ve niyetinden vazgeçmemek. Karşı tarafın tepkisine göre şekil değiştirmek yerine saygılı ama net bir çizgide ilerlemek. O çizgi yakalandığında sadece ilişkiler değil, insanın kendisiyle kurduğu bağ da bambaşka bir yere gidiyor.
