Yakınlığın Doğal Dili: İlişkilerde Cesaret, Zamanlama ve Saygı

yazar KOÇ

İlişkilerde en çok kafayı yediren anlardan biri şu eşik var ya… Hani sözle değil de hareketle bir üst seviyeye geçilecek an. El ele tutuşmak mesela, biraz daha yakın oturmak ya da küçük ama anlamı büyük bir jest yapmak. Bu an hem insanı heyecanlandırıyor hem de içini hafif bir korku kaplıyor. Özellikle erkek tarafında klasik sorular dönmeye başlıyor kafada. Yanlış mı anlar acaba, ya geri çekilirse, ya ben fazla hayal kurduysam gibi. Ama işin ilginç yanı şu, buraya gelene kadar yaşananlar zaten bu soruların çoğunun cevabını veriyor aslında.

İki insan arasında gerçek bir yakınlık varsa bu tek yönlü olmaz. Sohbetler yüzeysel kalmaz, konu konuyu açar, kişisel şeyler dökülmeye başlar. Birlikteyken zamanın nasıl geçtiğini anlamazsın. İnsan kendini güvende hissetmediği birine kolay kolay içini açmaz. O yüzden biri açılıyorsa, karşı tarafta da bir rahatlık vardır genelde. Ama biz bunu görmezden geliyoruz. Sürekli net bir işaret arıyoruz. Halbuki ilişki dediğin şey çoğu zaman sezgiyle ilerler, kanıtla değil.

Burada cesaretle düşüncesizliği karıştırmamak önemli. Cesaret dediğin şey bodoslama dalmak değil. Ortamı okumak, zamanı hissetmek, karşı tarafın ruh halini fark etmekle alakalı. Bir de toplum baskısı var tabii. Kalabalık yerler, tanıdık yüzler, görünmeyen kurallar… Özellikle kadınlar bu baskıyı daha yoğun hissediyor. Yanlış anlaşılma korkusu, etiketlenme endişesi, insanların bakışı derken en doğal yakınlık bile zorlaşıyor. O yüzden samimi adımlar genelde daha sakin, daha güvenli ve gözlerden uzak ortamlarda geliyor. Bu tesadüf değil.

Fiziksel yakınlık da bir anda pat diye olmuyor. Önce küçük şeyler oluyor. Kısa bir dokunuş, yan yana otururken mesafenin fark ettirmeden azalması, konuşurken göz temasının uzaması. Bunlar çok net sinyaller aslında. Eğer karşı taraf gerilmiyorsa, kaçmıyorsa, hatta doğal şekilde devam ediyorsa, zemin oluşmuş demektir. Buradaki mesele hamle yapmak değil. Zaten var olan uyumu görünür kılmak.

Bir de reddedilme korkusu var ki çoğu kişi bunu gözünde büyütüyor. Reddedilmek sürecin yanlış okunduğunu gösterir, insanın değersiz olduğunu değil. Üstelik sürekli geri durmak, bastırmak, beklemek uzun vadede pişmanlık bırakıyor. Saygılı, sakin ve net bir yaklaşım ise sonuç ne olursa olsun iyi bir iz bırakıyor. En azından insan kendine dürüst olmuş oluyor.

İlişkilerde olgunluk, karşı tarafın sınırlarını hissetmek kadar kendi duygularını da sahiplenebilmek. Yakınlık istemek ayıp değil. Bastırılması gereken bir dürtü hiç değil. Doğru zaman, doğru ortam ve karşılıklı hisler bir araya geldiğinde el ele tutuşmak ya da küçük bir jest zaten doğal bir devam oluyor. Zorlama yoksa, akış varsa, o adım kendiliğinden geliyor.

Diğer yazılarımıza göz atın