Kadın–erkek ilişkilerinde sık yapılan bir hata vardır; Sorunun dışarıda, karşı tarafta ya da kaderde aranması. Halbuki ilişkilerde tekrar eden başarısızlıkların büyük bölümü, erkeğin kadınlarla kurduğu bağdan çok, kendisiyle kurduğu ilişkiyle ilgilidir. Bir erkeğin kendine dair inançları; duruşunu, ses tonunu, bakışını, hatta bir odaya girdiğinde bıraktığı etkiyi bile net şekilde belirler.
Bazı erkekler hayatlarını “beğenilme” merkezli yaşarlar. Bir kadının ilgisi onlar için onay belgesi gibidir adeta, ilgi varsa değerli hissederler, ilgi yoksa çökerler. Bu gelgit hali, zamanla erkeğin omuzlarına görünmez bir yük bindirir. Çünkü bu noktada erkek, kendi değerini kadının tepkisine teslim etmiştir. Yapılması gereken ise bunun tam tersidir: Kendi değerini bilmek.
Kendine saygısı olan bir erkek, bir kadını etkilemeye çalışmaz; onunla tanışır. Aradaki fark küçüktür ama etki devasa boyuttadır. Etkilemeye çalışan erkek, sürekli hesap yapar: “Bunu söylersem ne düşünür?”, “Şöyle davranırsam kaybeder miyim?” … vb. Tanışan erkek ise olduğu gibidir. Tepkiyi kontrol etmeye çalışmaz, çünkü kaybetmek onun için bir yıkım değildir.
Burada kilit nokta şudur: Kadınlar kusursuz erkeklere değil, iç bütünlüğü olan erkeklere çekilir. Boy, kilo, yakışıklılık; ilk saniyelerde dikkat çekebilir. Fakat kalıcı etki bırakan şey, erkeğin kendi dünyasında relaks olmasıdır. Hayatından memnun olmayan, kendini ispat etmeye çalışan ilgi manyağı bir erkek, ne kadar iyi giyinirse giyinsin bunu saklayamaz. Beden dili, bakışları ve enerjisi onu çat diye ele verir.
Kişisel gelişim tam da bu noktada devreye girer. Bu, “daha çok kitap oku, daha çok çalış” klişesi değildir. Kişisel gelişim, erkeğin kendi sınırlarını tanımasıyla başlar. Ne ister, ne istemez, nerede durur, nerede yürür? Kendi çizgisi olmayan bir erkeğin ilişkide sağlam durması mümkün değildir.
Sağlam duran erkek, kadını merkeze koymaz; hayatını merkeze koyar. Kadın bu hayatın bir parçası olabilir ama ekseni olamaz. İlginçtir, tam da bu noktada roller tersine döner. Kadın, bu dünyada kendine yer bulmak ister. Çünkü karşısında yönsüz değil, yön belirleyen bir erkek vardır.
Uzun lafın kısası; ilişkilerde güç, oyunlardan ya da taktiklerden gelmez. Güç, erkeğin kendini tanımasından, kendine saygı duymasından ve hayatının sorumluluğunu alabildiğini karşı tarafa yansıtabilmesinden gelir. Kadınlar bunu sezgisel olarak hisseder ve bu his, kelimelerden çok daha etkilidir.
