Engellerin Aslında Hedeflerindir

yazar KOÇ

Hayatta bazı hedefler vardır; onları çok isteriz ama bir türlü yaklaşamayız. Üstelik denedikçe işler daha da bulanıklaşır. Kafamızın içinde aynı sorular dönüp durur: “Neden olmadı?”, “Bende mi bir eksik var?”, “Herkes yapıyor da ben niye yapamıyorum?” İşin ilginç yanı, çoğu zaman eksik olan şey yetenek, şans ya da “doğuştan gelen bir özellik” değildir. Eksik olan şey netliktir. Çünkü insanın duygusal olarak yüklendiği bir konuda doğru teşhis koyması zorlaşır. Hedef büyüdükçe zihin savunmaya geçer; canımızı acıtmayacak açıklamalar üretir.
Tam burada devreye “engelleri kaldırma” bakışı girer. Bu bakış, hedefe giden yolu romantikleştirmek yerine somutlaştırır. Yani “Ben neden yapamıyorum?” sorusunu, “Beni şu anda durduran, elle tutulur şey ne?” sorusuna çevirir. Aradaki fark küçük görünür ama etkisi çok büyüktür. İlk soru genelde kişinin kendini yargılamasına gider. İkinci soru ise kişiyi çözüme iter.
Çünkü beyin belirsizliği sevmez. Belirsizlik olduğunda, onu hikâyelerle doldurur. “Şu olsaydı yapardım” deriz. “Şartlarım uygun değil” deriz. Bazen de kendimize etiket yapıştırırız: “Ben sosyal biri değilim. vs.” Oysa bu cümlelerin çoğu, problemi çözmez; yalnızca onu taşınabilir hâle getirir. Kısa süreli rahatlatır ama uzun vadede hedefle aramıza görünmez bir duvar örer. Bizi bir kalıba sokar.
Engelleri kaldırma yaklaşımı, bu görünmez duvarı görünür kılar. Yapman gereken şey basittir: Konuyu kâğıda dökmek. İlla kalem kağıt şart değil, telefon notu bile olur, ama en güzeli yazmaktır. Çünkü yazınca düşünceler “zihnin buğusundan” çıkar, somut bir nesneye dönüşür. Sanki bir başkasının hayatına bakıyormuş gibi daha dürüst olursun.
Sonra kendine tek bir soru sorarsın: “Bu hedefe ulaşmama engel olan somut şey ne?” Somut kelimesinin altını özellikle çizmek gerekir. Çünkü “Şansım yok”, “Tipim uygun değil”, “Benim çevrem öyle değil” gibi cevaplar genellikle somut değildir; genellemedir. Somut cevaplar ise parçalanabilir. Parçalanabilen şey, yönetilebilir. Yönetilebilen şey, geliştirilebilir.
Örneğin hedefin yeni insanlarla tanışmaksa ve sen yılda birkaç yeni kişiyle tanışıyorsan, burada mesele “karizma” olmayabilir; mesele istatistik olabilir. Sırf sayıyı arttırmak için laf olsun diye tanışıyor olabilirsin ya da tanışıyorsun ama konuşmayı derinleştirmeden geri çekiliyorsun; o zaman engel “iletişim becerisi” gibi görünse de aslında “rahatsızlık toleransı” olabilir. Bazen engel bilgi eksikliğidir: “Ne konuşacağımı bilmiyorum.” Bazen de ortamdır: Sürekli aynı dar çevrede kalmak. Bunların hepsi somuttur ve her biri bir sonraki adımın kapısını açar.
İşte sistemin kalbi burada atar: Her engeli bir hedefe çevirirsin. “Tanıştıktan sonra sohbetten kaçıyorum” diyorsan, yeni hedefin “sohbeti iki dakika daha uzatmak” olur. Büyük dönüşümler çoğu zaman büyük hamlelerle değil, küçük adımlarla gelir. Çünkü insan davranışı, bir anda değişmez; alışa alışa değişir. “Konuşmayı uzatmak” gibi bir hedef, çalışılabilir bir beceriye dönüşür. Hikâye anlatma pratikleri yaparsın, daha rahat hissettiğin kişilerle tekrar tekrar konuşursun, süreyi küçük küçük artırırsın. Kendini yargılamak yerine antrenman yaparsın.
Bir de şunu unutmamak gerekir: Potansiyelin yüksek olması tek başına bir şey ifade etmez. Potansiyel, ancak doğru koşullarda ve doğru engeller kaldırıldığında görünür olur. Eğer çok az fırsatın olduğu bir yerde yaşıyorsan, bu da hedeflerin için bir engel teşkil eder ve romantik cümlelerle çözülemez. O engeli ya şartları değiştirerek, ya da şartların içindeki seçenekleri genişleterek aşarsın. Başarı, çoğu zaman “kim daha yetenekli” yarışından çok “kim engelleri daha net görüp daha istikrarlı kaldırıyor” yarışıdır.
Kendine iyilik yapmak istiyorsan, hedefini bir süreliğine parlatmayı bırakıp engellerini aydınlat. Çünkü hedef göz kamaştırabilir; engel ise yol gösterir. Ve yol gösteren şey, motivasyon değil; netliktir. Netlik geldiğinde, yapman gerekenler kendiliğinden sıraya girer. O zaman hayat, “neden olmuyor” sorusunun karanlığından çıkar; “ne yaparsam olur” sorusunun ışığına girer.

Diğer yazılarımıza göz atın