Emir, gün boyu ekrana bakıp durdu. Yazacağı şey basitti aslında. Ama ne kadar basitse, o kadar zor geliyordu. Birkaç kez yazdı, sildi, yeniden yazdı.
Sonunda “Naber?” yazdı. Gönderdi.
Telefonunu masaya bıraktı. “Oh be!” dedi içinden. Fakat on dakika geçti, cevap yok. Yarım saat geçti, yine yok. Emir’in aklına senaryolar üşüşmeye başladı: “Gördü de mi yazmıyor? Yanlış mı yaptım? Ben mi fazla hevesliyim?”
Oysa Selin o sırada işten yeni çıkmıştı, günün yorgunluğu ve bir an önce eve gitme hevesiyle metro bekliyordu. Telefonu açtı, mesajı gördü ve içinden: “Naber… Eee… Ne cevap vereyim ki?” diye geçirdi. Zihni dolu, isteği sıfırdı. Mesajı kapattı, “Amaaan” dedi. “Sonra cevaplarım”.
Akşam olunca Emir dayanamadı. Sen misin bana cevap vermeyen?.. Art arda mesajları yağdırmaya başladı. Bir paragraf sonra ikinci paragraf… Kendini açıklamaya başladı. “Aslında ben… genelde böyle biri değilim…” diye başladı, uzattıkça uzattı.
Selin mesajları görünce istemsiz geri çekildi. Kafası iyiden iyiye bulanmıştı. Emir kötü biri değildi, ama mesajlar arka arkaya pat pat pat diye geliyordu; Ne yapacağını şaşırdı. Daha “Naber” mesajına ne cevap vereceğini bulamazken, birden bire onlarca mesajla karşı karşıya kalmıştı.
Gergin ve uykusuz bir gecenin ardından Emir, dünkü telaşının ve acemiliğinin farkına vardı. “Bu kez başka bir şey deneyeyim” dedi. Selin’in bir önceki konuşmada bahsettiği bir şey aklında beliriverdi:
“Dün o bahsettiğin kahveciyi düşündüm. Sen latte mi seviyordun yoksa filtre mi?”
Cevap bu sefer hızlı geldi: “Latte 😄 Sen?”
Emir gülümsedi. Aslında sihirli bir cümle yazmamıştı. Sadece konuşmayı kolaylaştırmıştı. Topu karşı tarafa atmamış, rahat bir cevap hakkı tanımıştı.
Son söz
Bazen ilişkiyi başlatan şey büyük laflar değil; karşı tarafın içini yormayan küçük bir kolaylıktır. İletişim, “etkilemek” değil, “rahat ettirmek” ile başlar.
